| EDİRNE TURU |
|
|
|
|
1361 yılında fethedilen Edirne, 1829 Rus işgaline dek 459 işgal yaşamıştır.Edirne'nin insandan önceki, yani Paleontolojik dönemine ilişkin genç ve yaşlı hortumlara ait buluntular Edirne Müzesi'nin en ilginç köşelerindendir.
Tarihçiler der ki: "Osmanlı Tarihinde Edirne adının geçtiği yerler silinse Osmanlı tarihi kalbura döner." Edirne pazarları yerli ve yabancı tüccarların odak yeriydi. Bu parlak dönemden sonra kentin talihinin dönmesine neden olan unsurlardan işgaller, 1829 yılında Ruslar ile başlar, 1878 yılında yine Ruslar tarafından işgal edilir. Bu işgalin gerçekleştiği savaşa halk arasında 93 Harbi denir. Edirne, üçüncü işgali 1913 yılında yaşamış olup; bu işgalin mümessili de Bulgarlar'dır. Son işgal 1920'deki Yunan işgalidir. Ayrıca 1745, 1905 yangınları ve 1752 depremi Edirne'nin işgallerle birlikte en çok zarar gördüğü dönemleri teşkil eder. 1800 yıllarında İstanbul, Paris ve Napoli'den sonra Avrupa'nın dördüncü büyük şehri olup, İstanbul ve Bursa'dan sonra Osmanlı Eserleri bakımından en zengin üçüncü şehridir. Edirne fethedildiği dönemde hemen tümüyle 2-3 kilise ve 5-10 mahalleyle sınırlı Kale İçi semtinden oluşuyordu. Bu semtin dışında bir de Tunca'nın karşı yakasında bulunan ve bir köprü ile Kale İçi'ne bağlanan Aina (bugünkü Yıldırım Mahallesi) varoşu bulunuyordu. Edirne Osmanlı İdaresi altında bir yüzyıl gibi, bir kent yaşamında kısa sayılabilecek bir zaman içinde çok genişlemiş ve Kale dışında geniş yerleşimler olarak nitelenebilecek yeni bir kente dönmüştür. Kentleşme, önce Kale çevresinde başlamasına rağmen, zaman zaman gelgitli dönemler geçirmiş ve Edirne 17. yüzyıl sonlarında en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda kentlerin oluşmasında, Eski Bizans Kale ve Kasabalarının tipik birer Türk - Müslüman kenti olarak gelişmesinde ve genellikle İmparatorluğun toplumsal ve ekonomik olarak ilerleyişinde rol oynayanlar, birinci derecede Padişah, ayrıca Devlet yönetiminde belli başlı mevkii ve görevi olanlardı. Bunun yanında ikinci ve üçüncü derecedeki kişilerin de kentlerin gelişmesine türlü yollarla hizmet ettikleri görülmektedir. Edirne'deki Eski İmaret, Orta İmaret, Yeni İmaret, Beylerbeyi İmareti,Darüssiyade İmareti, Muradiye İmareti vb. imaret sistemlerinin yanında, daha basit biçimde mescidi, zaviyesi, odaları, bazen hanı ve hamam gibi tesislerin tümünü kapsayan mahalleler de, birer kurucu özelliği taşıyan kişilerin adına bağlanmaktadır. 1700 yılındaki yangında bazı kiliseler ile yeniçeri kışlası yanmış; 1903 ve 1912 yangınlarında da önceden kalan camiler ile bütün kilise ve havralar, resmi ve özel yapılar, bu arada yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra mahkeme binası olarak kullanılan Ağa Kapısı tümüyle yanmıştır. Özellikle 20. yüzyıl başlarında çıkan yangınlarla harap olan Kale İçi'nin yeni planı Fransız uzmanlarca hazırlanmış, iki katlı, bahçesiz ahşap konutlar temel alınarak semt yeniden inşa edilmiştir.
Kale İçi, Edirne'nin geleneksel Türk evini yaşatan kesimidir. Edirne Evleri, yazlık, kışlık, açık ve kapalı bölümleriyle, bahçeli evkonak, türündendir. Bunlar; 16. ve 17. yüzyıllarda ünlü sarayların çevresine serpiştirilmiş, birbirinden ayrı ağaçlıklı, çiçekli, büyüklü küçüklü yapılardır. Sokaktan duvarlarla ayrılmış olan bu yapılar, çoğunlukla bir veya iki katlıdır; harem, selamlık ve avlulardan oluşmaktadır. Çeşmeleri, değişik süslemeli havuzları, yazlık bölümlerdeki selsebilleriyle, Edirne evlerinin Türk Mimarisinde ayrı bir yerleri vardır. Edirne'nin bir Osmanlı - Müslüman Şehri olarak ortaya çıkmasını ve gelişimini sağlayan, kenti ve yeni mahalleleri camileri, çeşmeleri, hamamları, vakıfları ve imaretleriyle kuran tarihi şahsiyetler; Edirne'nin Kurucuları olarak anılırlar. Bugün halen o dönemde kurulan mahallelerde yaşanmaktadır. Edirne kentinin kurucuları, özellikle kentin kuruluşunda önemli bir yüzyıl sayılan 15. yüzyılda yaşamışlardır. Bu kurucular şunlardır. Yahşi Fakih, Sofu Beyazid, Şah Melek Paşa, Mirahur Ayas Bey, Şeyh Şucaaddin Karamani, Veliyeddin Bin İlyas Hüseyin, Hasan Paşa, Ayşe Hatun, Devletşah Hatun, Baba Timurtaş Bey (Timurtaş Paşa, Şarapdar (Şerbettar) Hamza Bey, Abdülhamit Lari(Hekim Lari-i Acemi), Fazlullah Paşa, Çavuş Bey, Çakır Ağa, Fahreddin-i Acemi, Sitti Hatun, Evliya Kasım Paşa ve Hazinedarbaşı Sinan Bey . Edirne’ye en erken Osmanlı Döneminden itibaren Camiler damgasını vurmustur. Istanbul ve Bursa ile birlikte, ülkemizin en güzel Camileri Edirne’de insa edilmistir ve yüzyıllardır ibadete açıktırlar. Camileri ele alırken, kentin simgesi durumunda olan ve Edirne’nin her yerinden görülebilen Dünya Mimarlık Tarihi’nin en muhtesem eserleri arasındaki Selimiye Camisi Mimar Sinan’ın 80 yasında yaptıgı ve ustalık eserim dedigi anıtsal bir yapıdır. Edirne'nin fethinden sonra ilk saray Sultan I.Murat tarafından 1365 yılında şimdiki Muradiye Küçükpazar ile Kırlangıç Bayırı arasında bulunduğu söylenen ve adına Kavak Meydanı denilen alanda yaptırılmıştır. Edirne Çeşmeleri; çoğu 500 küsür yıllık tarihleriyle, çeşme denilip geçilmeyecek türden tarihi anıtlar olup; geçmişle günümüz arasında süreklilik duygusunu su içerken bile hissettirir.Bu topraklarda 500 yıl önce yaşayanlarla aynı çeşmeleri ve tası paylaşmaya devam etiğimizi Edirne Çeşmelerine bakarak anlayabilirsiniz. Günümüze ulaşan Edirne hamamlarının çoğu Sultan II.Murat dönemine (1421-1451) aittir. Bu dönemden günümüze ulaşanlardan biri 1421-22 yıllarında Tunca Nehri kenarında yaptırılan Gazi Mihal Hamamıdır. Aynı döneme ait bir başka Hamam da Yusuf Paşa adındaki Beylerbeyi tarafından 1428-1429 yıllarında inşa ettirilen Beylerbeyi Hamamıdır. Bu hamamların bazı bölümleri yıkılmış olmakla beraber, günümüze ulaşan kalıntıları yerlerinde durmaktadır. Edirne'nin köprüleri de büyük bir tarihi ve mimari zenginliği arz etmektedir. Meriç, Arda ve Tunca gibi akarsuların üzerinde yapılmış bu ecdat yadigarı köprüler birer mimari dehadır. Osmanlı İmparatorluğu'nun 19. yüzyıla kadar olan döneminde Edirne, çarşı ve hanlar bakımından en zengin ve gelişmiş illerden biri olmuştur. Bu çarşıların en bilinenleri Alipaşa Çarşısı(Kapalı çarşı)’dır. Kentin tarihi dokusunda Hanlar ve Kervansaraylar önemli bir yer tutar. Osmanlı Döneminde geçiş yolları üzerinde zengin bir ticari merkez olması, barınma ihtiyacının da İmparatorluğun en kaliteli barınma mekanlarının inşa edilerek giderilmesi sonucunu ortaya çıkarmıştır. Zamanın Hilton Otelleri diyebileceğimiz bu mekanlar; Edirne'nin geçmişteki canlılığının da önemli bir kanıtıdır. Tarihimizde önemli yer tutan kişilerin eğitim gördüğü Osmanlı Döneminin eğitim kurumlarından Medreseler, Edirne'de de mevcuttur. Edirne'nin geleneksel yağlı güreşi Kırkpınar, yalnızca bir güreş olayı değil, kentte yaşamı da etkileyen bir olaydır. 2010 yılında 649'uncusu yapılıcak Kırkpınar güreşleri efsanevi bir kökene dayanır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında başlayan müzecilik çalışmaları, sonraki yıllarda çeşitli nedenlerle duraklamıştır. Özellikle 2. Dünya Savaşında kentin bir saldırıya uğraması ihtimaline karşı, müzelerdeki değerli eserlerin çoğu, İstanbul ve Anadolu İllerindeki müzelere taşınmıştır.Edirne'nin çok güzel mesire yerleri vardır. Bunların başında Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı Sarayiçi gelir. Sarayiçi, Tunca nehrinin iki kolu arasında, ağaçlarla ve zümrüt gibi çayırlarla kaplı ufak bir adacıktır. Sarayiçi'nde Bizans çağında sık ağaçlardan oluşan bir ormanın bulunduğu ve Bizans prenslerinin avlanmak için buraya geldikleri bilinir. Sarayiçi Osmanlı döneminde de bu özelliğini korumuştur. Anadolu'yu Avrupa'ya birleştiren Trakya Yarımadası'nda yeralan Edirne konumu nedeni ile zengin bir Kültür tarihi vardır. Tarih boyunca Anadolu'ya, ya da Avrupa'ya göç eden değişik topluluklar, Edirne'den geçmişlerdir. Ancak bunlardan çok azı yöreye yerleşip uygarlık kurmuştur. Edirne ve çevresinde yapılan kazılar, yöredeki ilk yerleşimlerin Neolitik çağ sonunda başladığını göstermektedir. Yörenin, bilinen en eski halkı Traklar'dır. Traklar'ı Makedonyalılar ve Romalılar izlemiştirBir dönem, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentti olan Edirne'de el sanatları çok gelişkindi. Ağaç işlemeciliği, lake kap ve kutu yapımcılığı, çiçek ressamlığı, kitap kapakçılığı, talik yazı ve oyunculuğu, mezar taşçılığı eski el sanatlarının başlıcalarıdır. Bu türlerin çoğu günümüze ulaşamamıştır. 29 Eylül 1992 yılında elektrik kontağından çıkan yangın sonucu çarşı harab hale gelmiştir. O dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in önayak olmasıyla çarşı 5 yıl süren onarımdan sonra 25 Kasım 1997 tarihinde tekrar hizmete açılmıştır. Tarihçilere göre bir zamanlar bu çarşıda dükkan sahibi olmak; çok zengin ve ayrıcalıklı kişilere özgüydü. Hatta "Burada dükkan tutabilmek değme adamın karı değildi" ve "Londra'da bile böyle temiz olanı yoktu". Yalnız, günümüzde Çarşıda altın ve gümüş gibi kıymetli eşya ticareti yapan dükkanlara çok az rastlanmaktadır. Bugün daha çok değişik ticaret erbabı mevcuttur. Gunubırlık hareket saatlerı 06:30 kadıkoy Salı pazarı 07:00 takım akm onu 07:30 bakırköy boyner onu 08:00 beylıkduzu marka cıty onu Dahil olan hizmetler Rehberlık hızmetı Ulaşımlar Sabah kahvaltısı Fiyat 65 tl Tur programı Edirneye varışımızla başlayan programımız ilk önce Mimar Sinan’ın 80 yasında yaptıgı ve ustalık eserim dedigi Dünya Mimarlık Tarihi’nin en muhteşem eserleri arasındaki Selimiye Camisi, yazılarıyla tanınan Eski Cami ve mimari açıdan yeni bir çağ başlatan Üç Şerefeli Cami'yi geziyoruz..Edirne denince akla gelen ünlü badem ezmesi, sabunları, ve süs süpürgelerini bulabileceğiniz Ali Paşa Çarşısı'nı gezdikten sonra aracımızla Sarayiçi'ne hareket ediyoruz. Dışarıdan Kırkpınar Güreşlerinin yapıldığı alan, Balkan şehitleri anıtı II Beyazıt Külliyesi-darrüşifa (2004 yılı Avrupa Müze Konsey Ödülünü almaya hak kazanmış) sağlıkmüzesinden sonra Kanuni Köprüsü (Mimar Sinan yapısı), Fatih Köprüsü, Gazimihal Köprüsü, Gruplara özel fiyat ve değişik gezi alternatifleri oluşturulur.
|









